📌 ÖzetMilli Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın, özellikle Genelkurmay Başkanı olarak görev yaptığı 2015-2018 dönemi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) operasyonel doktrinini kökten değiştiren tarihi harekâtlarla şekillenmiştir. Bu dönemdeki en önemli operasyonlar arasında, 24 Ağustos 2016'da başlayan ve DEAŞ terör örgütünü sınırdan temizleyerek 2,015 kilometrekarelik bir alanı güvenli hale getiren Fırat Kalkanı Harekâtı öne çıkmaktadır. Ardından, 20 Ocak 2018'de başlatılan Zeytin Dalı Harekâtı ile Afrin bölgesindeki PKK/YPG terör koridoru engellenmiş ve yaklaşık 1,920 kilometrekarelik bir alan kontrol altına alınmıştır. Yurt içinde ise 2015-2016 yıllarında yürütülen Hendek Operasyonları, PKK'nın şehirlerdeki yapılanmasını çökertmiş ve meskûn mahal muharebesi kapasitesini artırmıştır. Kuzey Irak'ta başlatılan ve halen devam eden Pençe serisi operasyonları ise terör örgütünün lojistik üslerini ve hareket kabiliyetini kalıcı olarak ortadan kaldırmayı hedefleyen yeni nesil bir stratejiyi temsil etmektedir. Bu operasyonlar, Akar'ın liderliğinde TSK'nın reaktif savunmadan proaktif ve önleyici müdahale anlayışına geçişinin somut kanıtlarıdır.
Milli Savunma Bakanlığı'nın yeni başkanı Hulusi Akar'ın askeri kariyerindeki en önemli operasyonlar, Türkiye'nin terörle mücadele paradigmasını yeniden tanımlayan Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Hendek ve Pençe serisi harekâtlarıdır. Genelkurmay Başkanı olarak görev yaptığı 2015-2018 yılları, TSK'nın tehditleri sınır ötesinde, kaynağında yok etme stratejisini benimsediği bir dönüm noktası oldu. 2024 itibarıyla bu operasyonların etkileri, Türkiye'nin jeopolitik konumunu ve askeri kapasitesini doğrudan şekillendirmeye devam etmektedir. Bu analizde, Akar'ın komuta ettiği bu kritik operasyonların stratejik hedeflerini, operasyonel detaylarını, elde edilen sonuçları ve TSK doktrinleri üzerindeki kalıcı etkilerini derinlemesine inceleyeceğiz. Örneğin, Fırat Kalkanı'nda elde edilen tecrübe, Zeytin Dalı'nın sadece 58 günde tamamlanmasında kilit rol oynamıştır. Bu harekâtlar, sadece askeri başarılar değil, aynı zamanda diplomatik ve stratejik sonuçlar doğuran karmaşık süreçlerdir.
Genelkurmay Başkanlığı Dönemi: Proaktif Savunma Doktrininin Doğuşu
Hulusi Akar'ın 2015 yılında Genelkurmay Başkanlığı görevine başlaması, Türk Silahlı Kuvvetleri için bir dönüm noktası oldu. Bu dönem, TSK'nın on yıllardır sürdürdüğü reaktif ve sınır odaklı savunma anlayışından, tehditleri kaynağında bertaraf etmeyi hedefleyen proaktif bir askeri doktrine geçişine sahne oldu. Özellikle 2015 sonrası Suriye ve Irak'ta ortaya çıkan güvenlik boşlukları ve artan terör tehditleri, bu stratejik değişimi zorunlu kıldı. Bu yeni yaklaşım, terör örgütlerinin sınır hattında veya yurt içinde eylem yapmasını beklemek yerine, onların barınma, eğitim ve lojistik merkezlerine doğrudan müdahale etmeyi esas alıyordu. Bu doktrin, teknoloji entegrasyonu, özellikle SİHA'ların (Silahlı İnsansız Hava Aracı) etkin kullanımı ve özel kuvvetlerin nokta operasyon kabiliyetlerinin artırılmasıyla desteklendi. Bu dönüşüm, Akar'ın liderliğinde TSK'nın operasyonel esnekliğini ve caydırıcılığını önemli ölçüde artırdı.
Geleneksel Stratejiden Önleyici Müdahaleye Geçiş
Geleneksel Türk askeri stratejisi, büyük ölçüde NATO'nun kolektif savunma anlayışı ve sınırlı, yurt içi odaklı terörle mücadele operasyonları üzerine kuruluydu. Ancak 2010'lu yılların ortalarında DEAŞ'ın Suriye'de geniş bir alanı kontrol etmesi ve PKK/YPG'nin sınır boyunca bir terör koridoru oluşturma çabası, bu modelin yetersiz kaldığını gösterdi. Akar'ın komuta zinciri, bu yeni tehdit ortamına uyum sağlamak için "önleyici müdahale" (pre-emptive strike) konseptini benimsedi. Bu, potansiyel bir tehdidin somut bir saldırıya dönüşmesini beklemeden, istihbarata dayalı olarak harekete geçmek anlamına geliyordu. Bu stratejik evrim, TSK'nın planlama, istihbarat toplama ve kuvvet projeksiyonu yeteneklerinde %40'a varan bir gelişim gerektirdi ve bu süreçte MİT ile TSK arasındaki koordinasyon en üst düzeye çıkarıldı.
Terörle Mücadelenin Yeni Tanımı: Tehdidi Kaynağında Yok Etme
Akar döneminin en belirgin askeri mirası, "tehdidi kaynağında yok etme" doktrininin kurumsallaşmasıdır. Bu anlayış, terörle mücadelenin coğrafi sınırlarını ortadan kaldırdı. Terör örgütlerinin Irak'ın kuzeyindeki Kandil, Hakurk, Zap gibi bölgelerdeki kampları veya Suriye'deki yapılanmaları, artık Türkiye için meşru hedefler haline geldi. Bu doktrin, sadece askeri bir strateji olmanın ötesinde, hukuki ve diplomatik bir çerçeve de gerektiriyordu. Türkiye, BM Şartı'nın 51. Maddesi'nde yer alan meşru müdafaa hakkını bu operasyonlar için temel hukuki dayanak olarak kullandı. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi harekâtlar, bu doktrinin en somut ve geniş ölçekli uygulamaları olarak tarihe geçti ve Türkiye'nin bölgesel bir askeri güç olarak rolünü pekiştirdi.
Fırat Kalkanı Harekâtı (2016-2017): Suriye Sahnesine İlk Adım
24 Ağustos 2016'da başlatılan Fırat Kalkanı Harekâtı, Hulusi Akar'ın Genelkurmay Başkanlığı dönemindeki en cüretkâr ve dönüştürücü operasyonlardan biridir. Bu harekât, Türkiye'nin Suriye iç savaşına yönelik politikasında radikal bir değişimi simgeliyordu. Yıllarca süren vekâlet savaşları ve diplomatik çabaların ardından TSK, ilk kez bu denli kapsamlı bir kuvvetle Suriye topraklarına girerek hem DEAŞ terör örgütünü hedef aldı hem de PKK/YPG'nin Fırat'ın batısına geçerek kantonları birleştirme planını fiilen engelledi. Operasyon, TSK'nın konvansiyonel birlikleri, özel kuvvetleri ve desteklediği Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) unsurlarının entegre bir şekilde çalıştığı hibrit bir savaş modeli ortaya koydu. 217 gün süren harekât, Türk ordusunun sınır ötesi operasyon kabiliyetini ve yeni nesil savaş taktiklerine adaptasyonunu kanıtladı.
Stratejik Hedefler: DEAŞ Tehdidi ve Sınır Güvenliği
Fırat Kalkanı'nın iki temel stratejik hedefi bulunuyordu. Birincil hedef, Gaziantep ve Kilis'e yönelik roket saldırıları düzenleyen ve sınır hattında ciddi bir tehdit oluşturan DEAŞ unsurlarını bölgeden tamamen temizlemekti. 2016 yılına kadar DEAŞ, Türkiye sınırının 98 kilometrelik bir bölümünü kontrol ediyordu. İkincil ve belki de daha uzun vadeli hedef ise, PKK'nın Suriye kolu YPG'nin Fırat Nehri'nin batısına geçerek Afrin ile Kobani kantonlarını birleştirmesini ve Türkiye'nin güney sınırında bir terör koridoru oluşturmasını engellemekti. Operasyonun başarısı, bu iki hedefe de ulaşılmasını sağladı ve Türkiye'ye Suriye'nin geleceğinde masada daha güçlü bir konum kazandırdı.
Operasyonun Sonuçları ve Jeopolitik Etkileri
Harekât, 29 Mart 2017'de resmi olarak sona erdiğinde, Cerablus, Rai, Dabık ve El-Bab gibi stratejik şehirler dahil olmak üzere toplam 2,015 kilometrekarelik bir alan DEAŞ'tan temizlenmişti. Bu, DEAŞ'ın Suriye'de aldığı en büyük askeri yenilgilerden biriydi. Operasyon sonucunda 3,000'den fazla terörist etkisiz hale getirildi. Jeopolitik olarak ise Fırat Kalkanı, Türkiye'nin Suriye sahasında vazgeçilmez bir aktör olduğunu kanıtladı. Rusya ve ABD gibi küresel güçler, Türkiye'nin askeri varlığını ve güvenlik endişelerini dikkate almak zorunda kaldı. Ayrıca, harekât sonrası oluşturulan güvenli bölgeye 100,000'den fazla Suriyeli mültecinin geri dönmesi, operasyonun insani boyutunu da ortaya koydu.
Zeytin Dalı Harekâtı (2018): Afrin'deki Terör Koridorunu Kırmak
Fırat Kalkanı'nın başarısının ardından TSK, Hulusi Akar'ın komutasında, terör koridoru projesinin batı ayağını oluşturan Afrin'e yöneldi. 20 Ocak 2018'de başlatılan Zeytin Dalı Harekâtı, PKK/YPG'nin yıllardır yuvalandığı ve coğrafi olarak savunması zor olan bir bölgeyi hedef alıyordu. Operasyon, Fırat Kalkanı'ndan elde edilen tecrübeler ışığında çok daha hızlı ve etkin bir şekilde planlandı. Özellikle SİHA'ların yoğun kullanımı, nokta atışı F-16 operasyonları ve özel kuvvetlerin sızma faaliyetleri, YPG'nin tüneller, sığınaklar ve beton mevzilerle güçlendirdiği savunma hatlarını kısa sürede çökertti. Sadece yerli ve milli silah sistemlerinin kullanıldığı bu harekât, TSK'nın teknolojik üstünlüğünü ve operasyonel yetkinliğini bir kez daha sergiledi.
Neden Gerekliydi? Afrin'in Stratejik Önemi
Afrin, Amanos Dağları üzerinden Türkiye'ye sızmalar için bir sıçrama tahtası olarak kullanılıyordu. Bölge, PKK/YPG'nin Akdeniz'e açılma hedefi için kritik bir coğrafi konuma sahipti. 2017 sonu itibarıyla ABD'nin YPG'ye sağladığı 5,000'den fazla tır dolusu silah ve mühimmatın önemli bir kısmı Afrin'de depolanıyordu. Bu durum, Türkiye'nin ulusal güvenliği için kabul edilemez bir tehdit seviyesine ulaşmıştı. Zeytin Dalı Harekâtı, bu somut tehdidi ortadan kaldırmak ve Türkiye'nin güney sınırlarını tamamen güvence altına almak için stratejik bir zorunluluk haline gelmişti. Operasyon, terör örgütünün konvansiyonel bir orduya dönüşme çabalarına da ağır bir darbe vurdu.
Operasyonel Başarı ve Sivil Hassasiyeti
TSK, harekâtın 58. gününde, 18 Mart 2018'de Afrin şehir merkezini kontrol altına aldı. Bu, zorlu arazi koşulları ve terör örgütünün yoğun direnişine rağmen elde edilmiş büyük bir başarıydı. Operasyon boyunca TSK'nın sivil kayıpları önlemeye yönelik gösterdiği azami hassasiyet, uluslararası gözlemciler tarafından da not edildi. Şehir merkezine girilmeden önce sivillerin bölgeyi terk etmesi için koridorlar açıldı ve operasyonlar ağırlıklı olarak kırsalda yürütüldü. Harekât sonucunda yaklaşık 1,920 kilometrekarelik alan terörden arındırıldı ve 4,500'den fazla terörist etkisiz hale getirildi. Bu başarı, TSK'nın hibrit savaş ve meskûn mahal operasyonlarındaki ustalığını pekiştirdi.
Hendek Operasyonları (2015-2016): Yurt İçinde Kentsel Terörle Mücadele
Hulusi Akar'ın Genelkurmay Başkanlığı'nın ilk dönemine damga vuran en kritik yurt içi mücadele, şüphesiz Hendek Operasyonları'dır. 2015 yazında PKK terör örgütünün, Cizre, Silopi, Sur, Nusaybin ve Yüksekova gibi il ve ilçe merkezlerinde hendekler kazarak, barikatlar kurarak ve patlayıcılar yerleştirerek "öz yönetim" ilan etme girişimi, devletin otoritesine yönelik doğrudan bir meydan okumaydı. Bu durum, terörle mücadelenin kırsaldan şehirlere taşındığı, daha önce benzeri görülmemiş bir çatışma ortamı yarattı. TSK ve Emniyet güçleri, ortak bir operasyon konseptiyle bu isyan girişimini bastırmak için harekete geçti. Bu operasyonlar, TSK'nın meskûn mahal muharebesi (urban warfare) konusundaki doktrin, teçhizat ve eğitim eksikliklerini ortaya çıkarırken, aynı zamanda bu alanda paha biçilmez bir tecrübe kazanmasını sağladı.
Şehirlerdeki Terör Yapılanmasına Karşı Kritik Müdahale
Hendek operasyonları, klasik terörle mücadeleden çok farklıydı. Düşman, sivil halkın arasına gizlenmiş, binaları ve sokakları birer mevzi olarak kullanan bir yapıdaydı. Bu durum, operasyonların son derece hassas ve yavaş ilerlemesine neden oldu. Güvenlik güçleri, ev ev, sokak sokak ilerleyerek teröristleri temizlemek ve tuzaklanmış yüzlerce el yapımı patlayıcıyı (EYP) imha etmek zorunda kaldı. Yaklaşık 8 ay süren yoğun çatışmaların sonunda, 2016 baharında şehirlerdeki terör yapılanması tamamen çökertildi ve devlet otoritesi yeniden tesis edildi. Bu süreçte 7,000'den fazla terörist etkisiz hale getirildi, 6,000'den fazla barikat kaldırıldı ve 15 tondan fazla patlayıcı imha edildi.
Meskûn Mahal Çatışmalarında Kazanılan Deneyim
Hendek operasyonları, TSK için acı ama öğretici bir tecrübe oldu. Bu süreçte kazanılan deneyim, doğrudan Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarındaki El-Bab ve Afrin gibi şehir merkezlerindeki operasyonlara yansıtıldı. TSK, bu operasyonlardan sonra meskûn mahal muharebesi için özel birlikler teşkil etti, personelin eğitimini güncelledi ve zırhlı araçlar ile koruyucu teçhizatı bu yeni çatışma ortamına göre modernize etti. Örneğin, binaların duvarlarını delerek ilerlemeyi sağlayan özel ekipmanlar ve dar sokaklarda manevra kabiliyeti yüksek zırhlı araçların kullanımı yaygınlaştı. Bu tecrübe, TSK'yı modern dünyanın en deneyimli ordularından biri haline getirdi.
Pençe Serisi Operasyonları: Kuzey Irak'ta Kesintisiz Mücadele
Hulusi Akar'ın Genelkurmay Başkanlığı döneminde temelleri atılan ve Milli Savunma Bakanlığı görevinde de devam ettirdiği Pençe serisi operasyonları, Türkiye'nin Kuzey Irak'taki terörle mücadele stratejisinde yeni bir safhayı temsil etmektedir. Geçmişte yapılan sınır ötesi operasyonlar genellikle kısa süreli ve "vur-kaç" taktiğine dayanırken, Pençe konsepti tamamen farklı bir felsefeye sahiptir. Bu yeni stratejinin amacı, terör örgütü PKK'nın Hakurk, Zap, Metina ve Avaşin-Basyan gibi bölgelerdeki ana üslerini kalıcı olarak kontrol altına almak, lojistik hatlarını kesmek ve bölgede kalıcı askeri üsler kurarak teröristlerin hareket serbestisini tamamen ortadan kaldırmaktır. Bu "kesintisiz operasyon" anlayışı, terörü kaynağında kurutma doktrininin en ileri düzeydeki uygulamasıdır.
PKK'nın Lojistik Üslerine Yönelik Stratejik Hamleler
Pençe operasyonları, 2019 yılında başladı ve birbiri ardına gelen fazlarla genişledi. Her bir Pençe operasyonu, belirli bir bölgeyi hedef alarak PKK'nın mağaralarını, sığınaklarını, mühimmat depolarını ve eğitim kamplarını imha etti. Komandolar ve özel kuvvetler helikopterlerle stratejik tepelere indirilirken, SİHA'lar ve savaş uçakları kesintisiz hava desteği sağladı. Bu operasyonlar sayesinde PKK'nın on yıllardır kullandığı ve "girilemez" olarak nitelendirdiği bölgelere Türk bayrağı dikildi. Özellikle 2021 ve 2022'de yoğunlaşan Pençe-Şimşek ve Pençe-Yıldırım operasyonları, örgütün ana karargâhının bulunduğu alanlara kadar uzandı.
Pençe-Kilit ve Yeni Nesil Operasyon Konsepti
Nisan 2022'de başlatılan Pençe-Kilit Operasyonu, bu serinin zirve noktasını oluşturdu. Operasyonun adı, stratejisini de özetliyordu: Irak sınırını terörist sızmalarına karşı tamamen "kilitlemek". Bu operasyonla Zap bölgesindeki PKK varlığı büyük ölçüde bitirildi ve Türkiye-Irak sınır hattında yaklaşık 30 kilometre derinliğinde fiili bir güvenli hat oluşturuldu. Pençe serisi, TSK'nın zorlu arazi koşullarında uzun süreli ve yüksek teknolojili operasyonlar yürütme kapasitesini gösterdi. Hulusi Akar'ın başlattığı bu strateji, Türkiye'nin terörle mücadelesini reaktif bir savunmadan, bölgeyi şekillendiren proaktif bir güce dönüştürdüğünün en net kanıtıdır ve yeni dönemdeki politikalarının da temelini oluşturacaktır.